Public geliştirme kültürü dediğimiz şey sadece kod yazmak, ürün yayınlamak ya da GitHub’da repo açmak değil. Asıl mesele, ortaya çıkan emeğe nasıl yaklaştığımız. Bir hata gördüğümüzde ne yaptığımız. Eksik bir özellik fark ettiğimizde nasıl konuştuğumuz. Bir geliştiricinin henüz olgunlaşmamış fikrine verdiğimiz tepki.
Maalesef bizde çoğu zaman bu kültür destek üzerine değil, köstek olmak üzerine kuruluyor.
Bir uygulama yayınlanıyor. Geliştirici belki aylarca gecesinden, hafta sonundan, kendi cebinden harcayarak bir şey ortaya koymuş. İlk sürüm olduğu için hataları var, bazı yerleri eksik, belki performansı iyi değil. Bunlar çok normal. Zaten ürün geliştirme dediğimiz şey tam da böyle ilerliyor: yayınlarsın, geri bildirim alırsın, düzeltirsin, tekrar yayınlarsın.
Ama bizde süreç çoğu zaman böyle işlemiyor.
İlk hata görüldüğü anda “bu ne biçim uygulama” deniyor. En küçük aksaklıkta 1 yıldız basılıyor. Hatta bazen hata bildirmek bile yok; sadece cezalandırma var. Sanki karşımızda bir şirket değil de kişisel olarak yenmemiz gereken biri varmış gibi davranıyoruz.
Yabancı topluluklarda kusursuz bir ortam var demiyorum. Elbette orada da sert eleştiriler, haksız yorumlar, toksik insanlar var. Ama iyi işleyen topluluklarda temel refleks daha farklı: “Burada bir sorun var, bunu nasıl daha iyi hale getirebiliriz?” diye bakılıyor.
Bir hata görülünce çoğu zaman detay veriliyor. Hangi cihazda oldu, hangi sürümde oldu, nasıl tekrar edilebilir, beklenen davranış neydi, gerçekleşen davranış ne oldu… Bunlar geliştirici için altın değerinde bilgiler. Çünkü birinin “çalışmıyor” demesiyle, “iPhone 13’te, iOS 17’de, profil sayfasına girince uygulama kapanıyor” demesi arasında dağlar kadar fark var.
Bizde ise geri bildirimle tepki birbirine karışıyor.
Geri bildirim şudur: “Şu ekranda şöyle bir hata aldım. Bence kullanıcı deneyimi burada iyileştirilebilir.”
Tepki şudur: “Berbat olmuş. 1 yıldız.”
İlki geliştirir. İkincisi sadece heves kırar.
Üstelik bu sadece bireysel geliştiriciler için geçerli değil. Küçük ekipler, açık kaynak projeler, indie ürünler, yerli girişimler… Hepsi aynı kültürün içinde ayakta kalmaya çalışıyor. İnsanlar bir şey üretmeye çalışıyor, ama daha ilk adımda “olmamış” duvarına çarpıyor.
Eleştiri elbette olacak. Hatta olmalı. Eleştirisiz gelişim olmaz. Ama eleştirinin amacı yıkmak değil, yükseltmek olmalı. Bir üründeki hatayı söylemek başka bir şey; emeği değersizleştirmek başka bir şey.
Şunu da kabul etmek gerekiyor: Kullanıcının kötü deneyim yaşadığında sinirlenmesi normal. Para verdiği bir ürün çalışmıyorsa, zaman kaybettiyse, önemli bir işi aksadıysa elbette tepki gösterebilir. Burada mesele tepkinin varlığı değil, dili ve etkisi.
Çünkü her yorum bir sinyal gönderir.
“Bu üründe şu sorun var, düzeltilirse iyi olur” dediğinizde geliştiriciye yol gösterirsiniz.
“Çöp” dediğinizde ise hiçbir şey öğretmezsiniz. Sadece birinin motivasyonundan parça koparırsınız.
Daha kötüsü, bu davranış zamanla üretmek isteyen insanları sessizleştiriyor. İnsanlar ürününü paylaşmaktan çekiniyor. Açık kaynak proje yayınlamıyor. Yan proje yapıyor ama duyurmuyor. Çünkü daha ürünün ilk sürümünde linç edilmekten, küçümsenmekten, emeğinin tek hareketle silinmesinden korkuyor.
Sonra da “bizden neden dünya çapında ürün çıkmıyor?” diye soruyoruz.
Çünkü ürün sadece kodla çıkmıyor. Ürün, çevresindeki kültürle de büyüyor.
Bir yanıt yazın